Kevser Sûresi
yani: Sana dünyada ve ahirette pek çok hayır verdiğimiz gibi – ki bunun arasında daha önce sıfatı geçen kevser nehri de vardır – o hâlde Rabbin için farz ve nafile namazlarını ve kurbanını ihlâsla kıl; yalnız O’na kulluk et, O’nun hiçbir ortağı yoktur; ve kurbanını da yalnız O’nun ismi üzerine kes, O’nun hiçbir ortağı yoktur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “De ki: “Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.” (En‘âm 162,163)
İbn Abbas, Atâ, Mücâhid, İkrime ve el-Hasan dediler ki: "Bununla develerin boğazlanması (nehredilmesi) ve benzerleri kastedilmektedir."Katâde, Muhammed bin Ka'b el-Kurazî, ed-Dahhâk, er-Rabî', Atâ el-Horasânî, el-Hakem, İsmâil bin Ebî Hâlid ve seleften birden fazla kişi de böyle demişlerdir. Bu, müşriklerin Allah’tan başkasına secde etmeleri ve Allah’tan başkası adına kesim yapmalarının aksinedir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Üzerine Allah’ın adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. Çünkü bu, elbette ki bir fısktır.”(En‘âm 121)
Ve şöyle de denilmiştir: “ve kurban kes” sözünden maksat, sağ eli sol elin üzerine nahr (göğüs) altında koymaktır. Bu Ali’den rivayet edilmiştir ancak sahih değildir. Şa‘bî’den de bunun benzeri rivayet edilmiştir.
Ebu Ca‘fer el-Bâkır’dan: “ve kurban kes” sözünden maksat,yani namaza başlarken elleri kaldırmaktır.
Ve denilmiştir ki: “ve kurban kes” sözünden maksat, yani göğsünle kıbleye yönel.
Bu üç görüşü İbn Cerîr zikretmiştir.
İbn Ebî Hâtim burada son derece münker (zayıf/reddedilmiş) bir hadis rivayet ederek şöyle demiştir: Bize Vehb bin İbrâhim el-Fâmî —iki yüz elli beş senesinde— anlattı, bize İsrâil bin Hâtim el-Mervezî anlattı, bize Mukâtil bin Hayyân, el-Asbağ bin Nübâte’den, o Ali bin Ebî Tâlib’den rivayet etti. Ali bin Ebî Tâlib dedi ki Bu sûre Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) indiğinde: “Şüphesiz sana Kevser’i verdik; o hâlde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” Rasulullah dedi ki: “Ey Cibrîl! Rabbimin bana emrettiği bu ‘nahr’ nedir?” Cibrîl dedi ki: “Bu bir kurban kesme değildir; fakat sana emredilen şudur: namaza başlamak üzere ihrama girdiğinde, tekbir aldığında, rükûya girdiğinde, rükûdan başını kaldırdığında ve secde ettiğinde ellerini kaldır. Çünkü şüphesiz o, bizim namazımız ve yedi kat gökte olan meleklerin namazıdır. Her şeyin bir süsü vardır; namazın süsü de her tekbirde elleri kaldırmaktır.
Bunu el-Hâkim de el-Müstedrek’te İsrâil bin Hâtim yoluyla rivayet etmiştir.
Atâ el-Horasânî’den nakledildiğine göre ise: “vanhar” yani: rükûdan sonra belini (omurganı) kaldır, doğrult ve göğsünü öne çıkar; bununla itidali (tam doğrulmayı) kastetmektedir. Bunu İbn Ebî Hâtim rivayet etmiştir.
[Bütün bu görüşler son derece garibtir (zayıftır)] Doğru olanı ise birinci görüştür; yani nahr ile kastedilen, hac ve kurban ibadetlerindeki hayvanların boğazlanmasıdır.
İşte bu yüzden Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bayram namazını kıldırır, sonra kurbanını keser ve şöyle buyururdu: “Kim bizim namazımızı kılar ve bizim kurbanımızı keserse, şüphesiz kurban ibadetini isabet ettirmiştir (doğru yapmıştır). Kim de namazdan önce kurban keserse, onun için kurban diye bir şey yoktur.” Bunun üzerine Ebû Burde b. Niyâr ayağa kalkarak dedi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Ben namazdan önce kurbanımı kestim ve bugünün et istenen bir gün olduğunu biliyordum.” Buyurdu ki: “Senin koyunun sadece etlik bir koyundur.” (Ebu Burde) Dedi ki: “Yanımda iki koyundan daha değerli bir keçi yavrusu var, benim için yeterli olur mu?” Buyurdu ki: “Sana yeter, senden sonra kimseye yeterli olmaz.”
Ebû Ca‘fer bin Cerîr dedi ki: Doğru olan görüş şudur: bunun anlamı, namazını tamamen Allah’a halis kıl; O’ndan başkasına yönelme; aynı şekilde kurbanını da O’na yap; putlar için değil. Bu, Allah’ın sana verdiği ve hiçbir denk olmayan kerem ve hayra şükürdür; seni bununla özellikle lütuflandırmıştır.
İbn Cerîr’in söylediği bu görüş son derece güzeldir ve bu anlamda ona Muhammed b. Ka‘b el-Kurazî ve Atâ da daha önce öncülük etmiştir.