Mâ'ûn Sûresi
Böyle olanlar, zekâtı ve her türlü iyiliği engelleme bakımından çok daha ileri derecede cimriliğe düşmüş kimselerdir.
İbn Ebî Necîh, Mucâhid’den naklen şöyle demiştir: Ali (radıyallahu anh) şöyle dedi: “Mâûn” zekâttır. Aynı şekilde Suddî de Ebû Sâlih’ten, o da Ali’den bunu rivayet etmiştir. Bu görüş İbn Ömer’den de birçok yolla rivayet edilmiştir. Aynı görüşü Muhammed bin el-Hanefiyye, Saîd bin Cubeyr, İkrime, Mucâhid, Atâ, Atıyye el-Avfî, Zuhrî, Hasan, Katâde, Dahhâk ve İbn Zeyd de söylemiştir.
Hasan el-Basrî şöyle demiştir:
“Namaz kılarsa gösteriş yapar, kaçırırsa üzülmez; malının zekâtını da vermez.” Başka bir lafızda ise: "malının sadakasını (vermez)" şeklindedir.
Zeyd b. Eslem şöyle demiştir:
“Onlar münafıklardır; namaz görünür olduğu için onu kılarlar, zekât ise gizli olduğu için onu vermezler.”
A‘meş ve Şu‘be, Hakem’den, o Yahyâ bin el-Cezzâr’dan rivayet etmiştir ki Ebu’l-Ubeydîn, Abdullah b. Mes‘ûd’a mâûn hakkında sordu. O da şöyle dedi: “Bu, insanların birbirleri arasında kullandıkları (ödünç alıp verdikleri) balta, kazan ve kova gibi şeylerdir.”
Mes‘ûdî de Seleme b. Küheyl’den, o Ebu’l-Ubeydîn’den naklen şöyle rivayet etmiştir: İbn Mes‘ûd’a mâûn sorulduğunda şöyle demiştir:
“İnsanların birbirinden aldığı (ödünç alıp verdikleri) şeylerdir: balta, kazan, kova ve benzeri şeyler.”
İbn Cerîr dedi ki: Bana Muhammed bin Ubeyd el-Muhâribî anlattı, bize Ebu’l-Ahvas, Ebu İshak’tan, o Ebu’l-Ubeydîn’den ve Sa’d bin İyâd’dan, onlar da Abdullah’tan rivayet etti (Abdullah) dedi ki: Biz Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabı olarak kendi aramızda mâûnun; kendilerinden müstağni kalınamayan (vazgeçilemeyen) kova, balta ve tencere olduğunu konuşurduk.
bize Hallâd bin Eslem anlattı, bize en-Nadr bin Şümeyl haber verdi, bize Şu’be, Ebu İshak’tan haber verdi, dedi ki: Sa’d bin İyâd’ı, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabından bunun bir benzerini anlatırken işittim.
A’meş, İbrâhim’den, o el-Hâris bin Süveyd’den, o da Abdullah’tan rivayet etti ki; kendisine mâûn hakkında sorulmuş da şöyle demiştir: "İnsanların kendi aralarında birbirlerine ödünç alıp verdikleri balta, kova ve benzeri şeylerdir."
İbn Cerîr dedi ki: Bize Amr bin Ali el-Fellâs anlattı, bize Ebu Dâvûd —ki o et-Tayâlisî’dir— anlattı, bize Ebu Avâne, Âsım bin Behdele'den, o Ebu Vâil’den, o da Abdullah’tan rivayet etti (Abdullah) dedi ki: Biz Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraberken mâûnu, kova ve benzeri şeylerin verilmesini engellemek olarak anlardık.
Bunu Ebu Dâvûd ve en-Nesâî de Kuteybe’den, o Ebu Avâne’den kendi isnad zinciriyle bu şekilde rivayet etmişlerdir. en-Nesâî’nin lafzı ise Abdullah’tan (naklen şöyledir), dedi ki: "Her iyilik sadakadır. Biz Resûlullah zamanında mâûnu, kova ve kazan gibi ödünç verilen şeyler olarak sayardık."
İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize babam anlattı, bize Affân anlattı, bize Hammâd bin Seleme, Âsım’dan, o Zırr’dan, o da Abdullah’tan rivayet etti (Abdullah) dedi ki: mâûn; kazan, terazi, kova gibi ödünç verilen eşyalardır.
İbn Ebî Necîh, Mucâhid’den, o da İbn Abbas'dan naklen şöyle demiştir: “İyiliğe de engel olurlar.” yani ev eşyasıdır. Aynı şekilde Mucâhid, İbrâhim en-Nehaî, Saîd bin Cubeyr, Ebû Mâlik ve başkaları da bunun ev eşyalarının ödünç verilmesi olduğunu söylemişlerdir.
Leys bin Ebî Süleym, Mücâhid’den, o İbn Abbas’tan naklen şöyle demiştir: “Mâûn henüz sahibine gelmemiş olan (yani insanlar arasında dolaşan) eşyalardır.”
Avfî, İbn Abbas’tan naklen şöyle demiştir: “İyiliğe de engel olurlar.” Mâûn hakkında insanlar ihtilaf etmiştir; kimileri zekâttır demiştir, kimileri itaattir demiştir, kimileri de ödünç verilen eşyalardır demiştir.
İbn Cerîr de bunu rivayet etmiştir.
Sonra bunu Yakub bin İbrâhim’den, o İbn Uleyye’den, o Leys bin bin Süleym’den, o Ebu İshak’tan, o el-Hâris’ten, o da Ali’den rivayet etmiştir: Mâûn; insanların baltayı, tencereyi ve kovayı (birbirlerinden) esirgemesidir.
İkrime dedi ki: Mâûnun başı zekâttır, en küçüğü ise elek, kova ve iğnedir.
İkrime’nin bu sözü güzeldir; çünkü bütün görüşleri kapsar ve hepsini tek bir anlama döndürür: mal veya menfaat ile yardım etmeyi terk etmek.
Bu sebeple Muhammed b. Ka‘b şöyle demiştir:
“mâûn, iyiliktir.” Çünkü hadiste de şöyle gelmiştir:
“Her iyilik sadakadır.”
İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Ebu Saîd el-Eşecc anlattı, bize Vekî’, İbn Ebî Zi’b’den, o ez-Zuhrî’den nakletti: “İyiliğe de engel olurlar.” hakkında dedi ki: "Kureyş’in dilinde (mâûn); mal demektir."
(İbn Ebî Hâtim) Burada garip ve rivayet/dirayet yönünden tuhaf bir hadis de zikredilmiştir: Bize babam ve Ebu Zür’ah anlattı, ikisi dediler ki: Bize Kays bin Hafs ed-Dârimî anlattı, bize Delhem bin Dehsem el-Iclî anlattı, bize Âiz bin Rebîa en-Nümeyrî anlattı, bana Kurre bin Da’mûs en-Nümeyrî anlattı; Bir grup Resûlullah’a gelerek dediler ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Bize ne tavsiye edersin?” Buyurdu ki:
“Mâûnu men etmeyin.”
Dediler ki: “Mâûn nedir?”
Buyurdu ki: “Taşta, demirde ve suda olan şeylerdir.”
Dediler ki: “Hangi demir?”
Buyurdu: “Bakır kazanlarınız ve kullandığınız balta demirleri.”
Dediler ki: “Taş nedir?”
Buyurdu: “Taş kazanlarınızdır.”
Ancak bu rivayet çok gariptir; senedi ve metni zayıftır, içinde tanınmayan raviler vardır. Allah en iyi bilendir.
İbnü’l-Esîr, sahabe biyografilerinde (Ashabın Hayatında) "Ali en-Nümeyrî"nin tercüme-i hâlini zikretmiş ve şöyle demiştir: İbn Kâni’ kendi isnadıyla Âiz bin Rebîa bin Kays en-Nümeyrî’den, o Ali bin falan en-Nümeyrî’den rivayet etmiştir, (Ali) dedi ki: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işittim: “Müslüman Müslümanın kardeşidir; onunla karşılaştığı zaman onu selamla verir ve onun selamına ondan daha hayırlı olanıyla karşılık verir; mâûnu engellemez (esirgemez).”
Dedim ki: "Ey Allah'ın rasulü, mâûn nedir?" Buyurdu ki: “Taş, demir ve bunların benzeri şeylerdir.”
Mâûn Sûresi'nin tefsiri burada sona ermiştir.