Nasr Sûresi
Bu rivayeti yalnızca Ahmed nakletmiştir.
Avfî de İbn Abbas'tan bunun benzerini rivayet etmiştir. Aynı şekilde Mücâhid, Ebû'l-Âliye, Dahhâk ve daha birçok âlim şöyle demişlerdir: “Bu sûre ile Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) eceli kendisine haber verilmiştir.”
İbn Cerîr dedi ki: Bana İsmâil bin Mûsâ anlattı, bize el-Huseyin bin Îsâ el-Hanefî, Ma’mer’den, o ez-Zuhrî’den, o Ebu Hâzim’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine'de bulunduğu sırada: “Allah en büyüktür, Allah en büyüktür! Allah'ın yardımı ve fetih geldi. Yemen halkı geldi.” buyurdu.
Bunun üzerine: “Ey Allah'ın Resûlü! Yemen halkı kimdir?” denildi. O da şöyle buyurdu:
“Onlar kalpleri yumuşak, tabiatları latif olan bir topluluktur. İman Yemenlidir; fıkıh Yemenlidir; hikmet de Yemenlidir.”
Sonra bunu (İbn Cerîr) İbn Abdilâlâ’dan, o İbn Sevr’den, o Ma’mer’den, o İkrime’den mürsel olarak rivayet etmiştir.
Taberânî dedi ki: Bize Zekeriyya bin Yahya anlattı, bize Ebu Kâmil el-Cahderî anlattı, bize Ebu Avâne, Hilâl bin Habbâb’dan, o İkrime’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: ““Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman” (Nasr Sûresi) sonuna kadar nazil olunca, Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) kendi vefatı haber verilmiş oldu. Bunun üzerine o, ahiret işleri hususunda şimdiye kadar görülmemiş derecede gayret göstermeye başladı.”
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bundan sonra:
“Fetih geldi, Allah'ın yardımı geldi ve Yemen halkı geldi.” buyurdu. Bunun üzerine bir adam: “Ey Allah'ın Resûlü! Yemen halkı kimdir?” dedi.
O da: “Kalpleri ince ve yumuşak olan bir topluluktur. İman Yemenlidir, fıkıh Yemenlidir.” buyurdu.
İmam Ahmed dedi ki: Bize Vekî’, Sufyân’den, o Âsım’dan, o Ebu Rezîn’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman” (Nasr Sûresi) nazil olunca, Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem), kendi vefatının kendisine haber verildiğini anladı.”
Yani bütün sûre kastedilmektedir.
Bize Vekî’ anlattı, Süfyân’dan, o Âsım’dan, o Ebu Rezîn’den: Şüphesiz Ömer, İbn Abbas’a şu ayet hakkında sordu: “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman” (İbn Abbas) dedi ki: "O indiği zaman Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e kendi vefatı haber verildi."
Taberânî dedi ki: Bize İbrâhim bin Ahmed bin Ömer el-Vekîî anlattı, bize babam anlattı, bize Ca’fer bin Avn, Ebu’l-Umays’tan, o Ebu Bekir bin Ebî’l-Cehm’den, o Ubeydullah bin Abdullah bin Utbe’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: Kur'ân'ın tamamı içerisinde son olarak nazil olan sûre, “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman” sûresidir.
İmam Ahmed ayrıca şöyle dedi: Bize Muhammed bin Ca’fer anlattı, bize Şu’be, Amr bin Mürre’den, o Ebu’l-Bahterî et-Tâî’den, o Ebu Saîd el-Hudrî’den, o da Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet etti ki şöyle buyurdu: “Bu sûre nazil olduğu zaman: “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman” Resûlullah onu sonuna kadar okudu ve şöyle buyurdu: “İnsanlar bir taraftadır; ben ve ashabım ise başka bir taraftayız.”
Sonra şöyle buyurdu:
“Fetihten sonra artık hicret yoktur; ancak cihad ve niyet vardır.” Bunun üzerine Mervân (hadisi rivayet edene): “Yalan söyledin!” dedi. O sırada onun yanında Râfi’ bin Hudeyc ve Zeyd bin Sâbit de sedirin üzerinde onunla beraber oturuyorlardı. Bunun üzerine Ebu Saîd dedi ki: "Eğer şu ikisi isteselerdi şüphesiz sana (hadisi doğrulayıp) anlatırlardı; Fakat şu, kavminin idareciliğinin elinden alınmasından korkuyor; bu da sadaka görevinden uzaklaştırılmaktan çekiniyor.” Bunun üzerine Mervân, ona vurmak için kamçısını kaldırdı. Bunu görünce ikisi: “Ebû Saîd doğru söyledi.” dediler.
Bu rivayeti yalnız Ahmed nakletmiştir.
Mervân'ın Ebû Saîd'e karşı inkâr ettiği bu husus aslında inkâr edilecek bir şey değildir. Çünkü İbn Abbas'ın rivayetinde sabittir ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) fetih günü şöyle buyurmuştur:
“Artık hicret yoktur; ancak cihad ve niyet vardır. Fakat seferberliğe çağrıldığınız zaman çıkın.”
Bu hadisi Buhârî ve Müslim kendi Sahihlerinde rivayet etmişlerdir.
Ömer'in meclisinde bulunan bazı sahâbîlerin bu sûreyi şu şekilde tefsir etmeleri: “Allah bize şehirleri ve kaleleri fethetmeyi nasip ettiğinde O'na hamdetmemiz, şükretmemiz ve tesbih etmemiz emredilmiştir.”
Yani: “Namaz kılmalı ve O'ndan bağışlanma dilemeliyiz.” Bu yorum güzel ve doğru bir mânadır.
Buna, Nebî'nin (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke'nin fethedildiği gün kuşluk vaktinde sekiz rekât namaz kılmış olması da şahitlik etmektedir.
Bir grup: “Bu kuşluk namazıdır.” demiştir. Onlara şöyle cevap verilmiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu namaza devamlılık göstermezdi. O hâlde o gün bunu nasıl kılmış olabilir? Üstelik o bir yolcu idi ve Mekke'de ikamet etmeye niyet etmemişti.
Bu sebeple Ramazan ayının sonuna kadar, yaklaşık on dokuz gün Mekke'de kalmış; namazları kısaltarak kılmış ve hem kendisi hem de bütün ordu oruç tutmamıştır. Ordunun mevcudu yaklaşık on bin kişiydi.
Bu görüş sahipleri: “Bu namaz fetih namazıdır.” demişlerdir. Onlara göre bir ordu kumandanının bir beldeyi fethettiğinde oraya ilk girişinde sekiz rekât namaz kılması müstehaptır.
Nitekim Sa'd bin Ebî Vakkâs da Medâin'i fethettiği gün böyle yapmıştır.
Sonra bazıları: “Bu sekiz rekâtın tamamı tek selâmla kılınır.” demişlerdir.
Doğru olan görüş ise her iki rekâtta bir selâm verilmesidir.
Çünkü Ebû Dâvûd'un Sünen'inde rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), fetih günü her iki rekâtta bir selâm verirdi.
İbn Abbas ve Ömer'in (radıyallahu anhümâ) yaptığı tefsire gelince:
Bu sûrede Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) kendi değerli nefsinin vefatı haber verilmiştir.
Bunun anlamı şudur:
“Bil ki sen Mekke'yi —seni oradan çıkaran kavminin şehrini— fethettiğinde ve insanlar bölük bölük Allah'ın dinine girdiklerinde, artık dünyada seninle ilgili görevimiz tamamlanmış olacaktır.
O hâlde bize kavuşmaya, huzurumuza gelmeye ve katımıza dönmeye hazırlan.
Ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.
Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.”